Andy Weir – Yumurta Hikayesi ve Reenkarnasyon İnancının Eleştirisi – Ali Aksoy


Hikayenin ne anlattığını yukarıdaki videoda Barış Özcan’ın muhteşem seslendirmesi ile izleyebilirsiniz.

Andy Weir tarafından yazılıp pek çok dile çevrilmiş, dini inançlara pek cok yerinden dokunan bir yazı.

Reenkarnasyon hakkında mevcut öğretiler ile ilgili bir videoyu izlerken yorumlarda bir kullanıcının atıf yapması sayesinde haberdar oldum. Tam da reenkarnasyon inancıyla ilgili bir yazı yazmayı düşünürken kur’a Andy Weir’e çıktı 🙂

Tepeden tırnağa reenkarnasyona değindiği ve en azından farklı bir bakış açısı getirdiği için açılışı “Yumurta” hikayesi üzerinden yapalım.

Reenkarnasyon özetle ruhun tekamül etmek için başka bedenlerde yeniden hayat bulması diğer bir deyişle zamandan zamana bedenden bedene göç etmesidir.

Reenkarnasyon inancının Alevi – Bektaşi inanç sisteminde de açık ve seçik olarak “devr-i daim” adıyla yer alıyor olması ilk duyduğumda beni çok şaşırtmıştı.

Geçmişten bu güne farklı versiyonlarının bulunduğu söylenebilirse de, temelde ruhçu bir öğretiye dayandığı için ortak olan yönlerinden ilerlemeyi sağlıklı buluyorum.

Reenkarnasyondan bahsedebilmek için öncelikle ve kesin olarak ruh diye bir şeyin varlığının kabulü gerekiyor. Ruhsuz bir inanç sistemi ile Cennet ve Cehennem kavramları dahi izah edilebilir bir şey iken, reenkarnasyonun ruhsuz izahı neredeyse mümkün değildir.

İşin garibi, “ruh” kavramının; ruhçu öğretinin uydurduğu “ruh” kavramından açıkça farklı anlamlarda kullanıldığı Kuran’da da reenkarnasyon konusunun işlenmemesi ve hatta aksine bir tutum takınılmış olması da gerçekten şaşırtıcı bir durum.

Yani, ancak ruhçu öğretinin bahsettiği ruha inanılarak ortaya konabilecek bir iddia olan reenkarnasyon konusu da dayanacağı ruh da Kuran’da bulunmuyor.

İşte bundan dolayıdır ki, reenkarnasyon konusunun temel açmazı ruh inancında belirmektedir.

Ruhçu öğretinin ruhuna inandığınız anda bilimin gösterdiği istikametten son gaz çıkmış ve yumurta hikayesinde anlatılan kamyon kazasına epeyce yaklaşmış olursunuz. Akıl ve gerçek dışı bir tutumun akıbeti daha başka ne olabilir ki !

Yumurta hikayesinde kazada ölüp dirilen kişinin şu sorusuna dikkat edin:

“Ah,” dedin. “Peki, şimdi ne olacak? Cennete mi cehenneme mi gideceğim?”

“Hiçbirine” dedim. “Reenkarnasyon geçireceksin.”

“Ah” dedin. “Demek Hindular haklıymış.”

“Bütün dinler kendi içlerinde doğrudur.” dedim. “Yürü benimle.”

Boşluğa doğru büyük adımlarla yürüdük. “Nereye gidiyoruz?”

“Belirli bir yere değil” dedim. “Yürürken konuşmak güzel.”

“E o zaman bütün bunların amacı ne?” diye sordun. “Yeniden doğduğumda, boş bir yazboz tahtası olacağım, değil mi? Bir bebek. Önceki hayatımda yaptıklarımın ve öğrendiklerimin hiçbir ehemmiyeti olmayacak.”

“Öyle değil!” dedim. “Önceki yaşamlarında edindiğin tüm bilgiler ve deneyimler seninle birlikte. Sadece şu an onları hatırlamıyorsun.

Hikayenin peşinden koyu harflerle işaret ettiğim basit ve saçma çelişkinin düşünülmesine fırsat vermeme adına hemen bir “ruh güzellemesi” döşenmiş.

“Durdum ve seni omuzlarından tuttum. “Ruhun hayal edebileceğinden çok daha muhteşem, güzel ve devasa.”

Elbette hem bu adamın hem de okuyucunun omuzundan tutup dikkati dağıtması gerekir. Çünkü az önce daima sorulan o en makul soruyu sordu ve hemen adeta bir papağan gibi tekrar edilerek verilen ve olabildiğince standart ve saçma olan o kaçamak cevabı verdi !

Eğer bu var olduğu iddia edilen ruh, yeni bir bedene girdiğinde önceki deneyimlerine dair hiç bir şeyi hatırlamayacak idi ise, bunun tarifi soruda sorulduğu üzere “sıfırdan başlamak” ve aslında bir “yazboz tahtası” olmaktan başka ne anlama gelebilir ki ?

Yazarın hikayesine göre, bu deneyimler ne işe yarayacağı belirtilmeksizin derinlerde bir yerde bir dolapta muhafaza edilir gibi muhafaza ediliyor.

Eğer gerçekte reenkarnasyon inancı bir benliğin / ruhun, var olabilecek tüm duyguları deneyimlemesi olsa idi bu mantıklı olabilirdi. Çünkü bu versiyonda amaç “tekamül” değil, salt deneyimlemedir. Benim de şahsen “simülasyon teorisi” ile birlikte ele aldığım ve sadece bu yönü ile yazarın düşüncesine benzeyen bir fikrim var. (O konuya nasipse başka bir yazıda değineceğim)

Fakat tekamül olgusunun ortaya çıkabilmesi için, deneyimlerin hatırlanması, birbiri ile harmanlanması, bireyin önceki davranışlarından “ders çıkarması” zaruridir.

Reenkarnasyon inancı bu “ders çıkarma” ve tekamül safahatının bir ömre sığamayacağını ve bu sebeple ruhun çok sayıda bedende dolaşıp, ömür geçirip olgunlaştığını iddia eder. Açıkça bir kaosun hüküm sürdüğü ve canlıların pek adaletsiz koşullarda yaşadığı bu hayatı anlamlı ve adil kılmak adına güzel düşünülmüş bir iddia reenkarnasyon…

Ne var ki, insan beynine dair yapılan bütün araştırmalara rağmen ruha bir türlü ulaşılamamıştır. Ruha ulaşılamadığı gibi, evvelce ruha atfedilen neredeyse bütün edimlerin, nerede, ne ile ve ne şekilde ortaya çıktığı kanıtlarla ortaya konulmuştur ve konulmaktadır. Ruha atfedilen her şey, beynimizde meydana gelen elektrik aktiviteleri, kimyasal tepkimeler ve hormon seviyelerinin bir sonucudur.

Bunun en önemli kanıtlarından birisi, beyinlerinin bir bölgesi hasar almış kişilerde görülen davranış değişiklikleridir. Eğer davranışsal edimler, beyin değil de ruh isimli bir saklambaç oyuncusu tarafından yerine getiriliyor olsa idi, ruhun beyinde meydana gelen bir hasardan etkilenmemesi ve bireyde herhangi bir davranış değişikliğinin gözlenmemesi gerekirdi.

Ruhçu öğretinin ruh dediği olguyu bilimsel bulgularla tanımlamak istersek Ruh; insan beyninde DNA verisi dahil, olup biten her şeydir. Henüz tam olarak yapamıyor olsak da bu bilgi; ölçülebilir, konumlanabilir, manipüle edilebilir, değiştirilebilir ve daha da enteresanı beyin dışında bir yere yeniden yazılıp kaydedilebilir.

Bu konuda dünyanın hemen her yerinde inanılmaz çalışmalar yapılıyor. Elon Musk tarafından tanıtılan Neuralink, bu çalışmalardan sadece birisi…

Beynin içinde olup biten her şey, beynin hücre dinamiği, hormon yapısı ve mevcut elektrik aktivitesi ile bir an için kopyalanıp, varlığını devam ettirebileceği eş DNA, hormon ve hücre yapısına sahip yeni bir kaba yani yeni bir bedene nakledilirse tam olarak bir ruh göçünden bahsedebiliriz. Fakat bu ruh göçünde birey yani o eski beynin içinde olup biten her şey, yeni bedeninde, tüm deneyimlerini muhafaza edecektir.

Gelecekte bunun mümkün olacağı bir devirde, ruh göçü, beynin içinde olup biten her şeyin, eskiyen, yıpranan bir bedenden başka bir bedene nakli ile daha uzun yaşayan ve fakat DNA tarafından belirlenmiş sınırlara, özelliklere, karaktere mahkum durumda olan kişiler için söz konusu olabilecektir.

Reenkarnasyondan ne denli farklı bir şeyden bahsettiğime dikkat ediniz. DNA yapınız aynı olacağı için siz yine sizsiniz. DNA’da epigenetik ile değişimler meydana getirdiğimizde ise siz artık yeni bir kişi olursunuz. Önceki deneyimlerini taşıyan, muhafaza eden farklı bir insan…

Az yukarıda değindiğim ve ruh kavramı olmaksızın cennet ve cehennemin mümkün olabileceği fikrinin sebebi de bu bilincin kopyalanabilme meselesi zaten.

Bir şey senin beyninden, içindeki ve yapısındaki her şeyi kapsayacak şekilde bir kopya alabilirse o kopya senin ruhunu yani seni temsil eder. Yeniden ortaya çıkarılabilir. Bazı bilim kurgu filmlerine konu edildiği üzere, belki makineler içinde adeta bir yazılım gibi çalıştırılabilir. O simülasyonda kişiye cenneti de cehennemi de yaşattırıp hissettirmek mümkündür.

Ve lakin, DNA’sı farklı olan iki beden arasında nakil işi mümkünse de bu nakil kişiyi yeni / başka bir kişi yapar. Çünkü temel yazılım, temel belirleyici olan DNA’dır ve bireyin bilinci, DNA’sı farklı olan bir bedene aktarılmıştır.

Bir insan kendi bedeninde yaşayıp dururken, bil farz genetiğini baştan sona değiştirebilecek bir güce erişsek ve mesela o kişiyi şiddet eğilimine, cimriliğe yönelten genleri bulup değiştirsek artık bu kişinin eski kişi olduğunu söyleyebilir miyiz ?

Asla !

Çünkü, davranış itkilerini belirleyen DNA değişti ise, sen artık eski sen değilsindir.

İşin DNA’nın ötesinde olan ve çevresel koşullara diğer bir deyişle deneyime dayanan boyutları da var.

Yine bilfarz bir kişinin beynindeki her bilgiyi, DNA’yı, tüm hormon düzeylerini ve son elektrik aktivitesini anlık olarak kopyalayabildiğimizi farz edelim. Bu bilgi dijital bir bilgi olsun ve A şahsına ait bu bilgiyi varsayımsal bir biyo-yazıcıya yükleyip isimleri B ve C olan iki tane kopya beden üretmesini isteyelim.

Karşımızda yep yeni ve tıpa tıp aynı iki beden var… Bir bank üzerinde sırt sırta vermiş oturuyorlar. Hikaye bu ya… Bir anda A şahsından alınan anlık kopyayı her ikisine birden naklediyor ve vücutlarındaki tüm yasamsal devinimleri eş zamanlı olarak başlatıyoruz.

Ve uyanıp gözlerini açıyorlar… A şahsının kopyalama anında hissettiği her şeyle birlikte…

Peki böyle bir durumda, karşımızdaki B ve C şahısları artık aynı kişi midir ?

Elbette hayır! Zira her ne kadar deneyim ve özellikler bakımından neredeyse tıpa tıp aynı olsalar da sırt sırta vermiş bu iki canlı başka yönlere bakıyorlar ve gördükleri her ne idi ise, her birinde o gördüğüne uygun ve fakat yek diğerinden farklı bir deneyim bilgisi oluşturuyor. Belki biri gündoğumuna bakıyor, diğeri o anda hiç hoşlanmadığı birisinin resmine… Her ikisinde de beyin kimyası ve duygu durumu değişecek ve bu iki birey yaşadığı müddetçe deneyimsel bilgi açısından farklılaşacaktır. Bu son durumda; B ve C kişilerinin A kişisinin deneyimlerini ortak olarak barındırdığını ama nakilden sonra yaşadıkları çevresel deneyimler miktarınca birbirlerinden farklılaştıklarını söyleyebiliriz.

Şimdi olayı reenkarnasyon açısından düşünürsek; A kişisinin kopya bilgisinin mesela bir ceninin beynine aktarılması mümkün değildir. Zira, ceninde A kişisinin beynindeki nöron sayısı kadar nöron bile bulunmaz. Bir an için cebren, bir şekilde bu aktarım yapılsa bile ceninin genetiği A kişisinden farklı olduğu için; hayata ve olaylara karşı tepkileri asla A kişisi gibi olmayacak ve yepyeni ve fakat A kişisinden farklı bir birey olacaktır. Böyle bir durumda ortada artık A kişisinden bahsedemeyeceğimiz gibi A kişisinin tekamülünden de bahsedemeyiz.

Görüleceği üzere “Ruh” kavramı, modern tıbbın beyin hakkındaki bilgilerinin çok çok az bir kısmına sahip (aslında hiç bir kısmına sahip olmayan) kişilerce uydurulmuş bir kavram olduğu için bu tarz inanışların eninde sonunda Andy Weir’in hikayesindeki kaza geçiren adam gibi pek çok mantık ve kanıt kazasına maruz kalıp, üstelik herhangi bir tekamül de geçiremeden ölüp gitmesi kaçınılmazdır.

Ali Aksoy, 11 Ekim 2020

Bu Gönderiye Yorum Yapın

Gönderiye yorum yapmak için aşağıdaki alanı kullanabilirsiniz. Herhangi bir kayıt işlemi gerektirmez. Lütfen yorumlarda yasalara ve karşılıklı saygı kurallarına uymanız gerektiğini unutmayın.

Yorumunuzda Youtube video bağlantısı, Twitter kullancı adı veya gönderi linki gibi sosyal ağlardan kopyalayıp yapıştıracağınız linkler otomatik olarak izlenebilir içeriğe dönüştürülür.

 


Ali Aksoy Kimdir ?

Ali Aksoy Patreon Sayfası



Değerli dostlar, Daha hızlı bir şekilde eser üretebilmek için, bir Patreon sayfası açtım. Destek almadan ol(a)mayacak bu iş... Bestelerim, şiirlerim, yazılarım, nerede neyi yapıyorum, hangi eser üzerinde çalışıyorum, yazdıklarımın arka planı, hikayesi, Grup Orhun'da yapıp ettiklerimiz, konser kayıtları, sahne arkası, stüdyo içi, bireysel çalıp söylemeler, sorular ve cevaplar ve sair bundan sonrasına dair her ne var ise paylaşımlarımın çoğunu burada yapacağım. Beklerim efendim... (Ali Aksoy)

https://www.patreon.com/aliaksoy