fbpx

İnternet Televizyonculuğunun dünü bu günü ve geleceği – Ali Aksoy


2009 Yılından bu yana internet televizyonculuğu, diğer bir deyişle Web TV işletmeciliği üzerine çalışıyorum. Bizim başladığımız dönemde internet televizyonu denince akla, normal tv kanallarının yayınlarına benzer bir sistemin internet üzerinden sunulması anlaşılırdı. Yani, bir stüdyonuz, bir program akışınız, spikerleriniz, program konuklarınız olacak ve 7/24 bir yayın akışı takip edilecek. Tabi, o yıllarda internete erişebilmiş herhangi bir kimsenin, herhangi bir yayın için internette ekran başında beklemeyeceği bir çok girişimci tarafından bilinmiyordu.

Bizimle birlikte veya yakın tarihlerde bu işe kalkışanların, kendini konjonktüre uygun hale getirenler hariç neredeyse tamamı iflas etti. Çünkü, neredeyse hiç bir kullanıcı televizyonlardan aşina oldukları bu modeli beğenmedi ve hiç bir internet televizyonunun hiç bir yayın akışını takip etmedi. Muhtemelen bundan sonra da takip etmeyeceklerdir.

O dönemlerde anlaşılamayan şey, atılım yaptığınız internet mecrasının kullanıcılara sunduğu özgürlüklerdi. İnternet, konvansiyonel medyanın alışık tarzından çok öte, basit bir arama çubuğu ile kullanıcılara diledikleri içeriğe diledikleri zaman ulaşma imkanını sağlıyordu. Her ne kadar ilk başlarda internet bant genişliği ve cep telefonlarının bu günkü marifetlerinin o zamanlar mevcut olmaması sebebiyle pazar kişisel bilgisayarlar üzerinden domine edilse de, bilgisayarda dahi olsa internete erişmiş kimseler özgürlüklerini asla bırakmak istemediler.

Ben de o yıllarda bir süre, “stream” yani akış olarak adlandırdığımız ve bir ekranda canlı veya önceden kaydedilmiş içeriklerin ardı ardına yayınlandığı “yayıncılık” modelini, birazdan anlatacağım “on demand yayıncılıkla” birlikte kullandım. Fakat, kafamdaki asıl soru, dünyanın en büyük video arşivine sahip olmasına rağmen niçin Youtube’ın, klasik TV yayınlarına benzer bir akış penceresi kullanmadığı idi. Eğer Youtube dileseydi, her konuda, her dilde onlarca sürekli yayın akış penceresi oluşturabilirdi. Youtube’un böyle bir hususa hiç bir şekilde tevessül etmemesi benim çok garibime gidiyor ve bu husus üzerinde merakla düşünüyordum.

Aslında Youtube’un fark edip uyguladığı şey gayet basit bir fikre dayanıyor. Niçin insanlara bir yayın akışı dikte edilsin ki ? Kullanıcı, o an neyi izlemek istiyorsa zaten arama çubuğunu kullanarak, dilediği yayına erişebilir. O dönemlerde benzer sektörde olan arkadaşlara şu örneği veriyordum: “Siz, kendi yayın akışınızda bir belgesel yayınlayacak olun. Ben niçin o belgeselin yayın saatini bekleyeyim ? Youtube’a girdiğimde, istediğim zaman, istediğim konuda belgesel izleyebilirim. Hatta, bir saatlik bir belgeseli izlememe bile gerek yok. Vahşi hayvanlarla ilgili bir belgesel mi izleyeceğim, onu bulurum. Arslan mı izleyeceğim, onu bulurum. Hatta bir arslanı ne yapıyor halde izlemek istiyorsam onu bulurum ve izlerim. Böyle bir özgürlük varken, niçin bir yayın akışına mahkum olayım ?”

Şimdi okuyucuya çok sıradan gelen bu husus, o zamanlar hemen anlaşılabilir bir mesele değildi ve bu yüzden çok girişimci çok paralar kaybetti, bir çok hayal suya düştü. Ofisler, stüdyolar, ışıklar, dekorlar, ekipmanlar boşa gitti.

İnternet televizyonlarının o zamanlarda karşı karşıya olduğu ikinci kronik sorun, gelir modeliydi. İnternet televizyonunu kurduğunuzda bu işin maliyetini, sürdürülebilirliğini nasıl temin edeceksiniz ? Bu işin gelir modeli nedir ? Yayın stratejisi olarak klasik TV’leri kopyalamaya çalışan girişimciler, gelir modeli hususunda da aynı şeyi yaptılar. Böylece, işletmenin sürdürülebilirliğine ana darbelerden birini de bu alandan aldılar. Tabi ki, yayıncılıkta temel gelir modeli reklamlardır. Fakat, izlenmeyen bir kanalın, internet sitesinin yine konvansiyonel yöntemlerle reklam toplaması çok zor bir olaydır.

Her ne kadar, internet televizyonculuğunun işletme maliyeti klasik TV kanallarına göre çok daha düşük olsa da, o az maliyet dahi klasik reklam toplama yöntemleriyle kolay kolay karşılanamıyordu.

Aynı dönemlerde yola çıktığımız pek çok internet televizyonu çok kısa zamanda kepenk kapattılar. Ben, daha önce bir uydu kanalında yönetim kurulu başkanlığı yaptığımdan, bu gelir modelinin sağlıklı olmayacağını görmem için beklemem gerekmedi.

Yayını ayakta tutmak için, hemen kardeş bir kol olan prodüksiyon işine yöneldim ve yayının maliyetini bu prodüksiyon işine yükledim. Web sitesine klasik yöntemlerle aldığım banner reklamlar ve prodüksiyon faaliyeti bizi ayakta tuttu. Fakat, belli bir süre sonra, site açık olmasına rağmen kendimizi ağırlıklı olarak prodüksiyon yapıyor bulduk. Çünkü gelirin en önemli ayağı oradaydı ve maliyetlerimizi karşılamak için buna ağırlık vermek durumundaydık.

Nihayetinde, en azından kepengi indirmeden, tabelayı sökmeden, bu yöntemle ve sosyal medya mecralarının tümünü yayınlarımızın iletilmesinde aktif olarak kullanarak yıllarca faaliyet gösterebildik.

Yıllar içerisinde, cep telefonları daha çok akıllandı, video izleme konusundaki marifetleri arttı, internetin bant genişliği ve fiyatı önceye nazaran daha makul hale geldi. Aslında, bu işin yapılabilir olduğu doğru zamanlar henüz yeni yeni geldi diyebilirim.

Kullanıcılar, izleyiciler de internette neler izlenebileceği hususunda değişim ve dönüşüm yaşadılar. Eskiden daha profesyonel çekimler, ışıklar, dekorlar aranırken, şimdilerde cep telefonu ile çekilmiş herhangi bir içerik dahi yadırganmadan ilgiyle izlenebiliyor.

Bu işe ilk başladığımız zamanlardaki temel ön görüm, temalı kanalların değer kazanacağı yönünde idi. Bu konuda bir kaç girişimim oldu ama mali imkansızlıklar ve başka sebeplerle bunlar üzerine odaklanamadım. Aynı görüşü hala muhafaza ediyorum. Bu nedenle, sabit bir izleyici, takipçi kitlesine hitap etmek isteyenler, temalı yani belirli bir konuya odaklanmış yayınlara odaklanmalıdır.

Günümüzde, eskiden var olan sürdürülebilirlik sorunu aynen devam ediyor. İnternet yayınlarındaki reklam modelinin, herhangi bir yayının sürdürülebilir olmasında yeterli olmadığını düşünüyorum. Her ne kadar, yayıncılara heves ve umut veren bazı sıra dışı örnekler mevcut olsa da, bu işe her girişenin aynı şansa erişmesi, şimdi bu yazının konusu olmayan bir çok nedenden dolayı mümkün değil. Google Adsense ve Youtube reklam gelirleri ile yayıncılığın finanse edilebilmesi çok zor.

Günümüzde, gelişmiş ülkelerde çoktan yaygınlaşmış, ülkemizde de yeni yeni yaygınlaşmakta olan “kitle fonlaması yöntemi”, belirli bir konuda, değerli yayınlar yapan yayıncılar için ciddi bir finans kaynağı olabilir.

Yine, yayıncılar, prodüksiyon, sosyal medya reklamcılığı gibi, sektöre yabancı olmayan ek iş alanlarını kullanarak yayıncılık faaliyetini destekleyebilirler.

Özellikle, klasik yöntemlerle reklam toplama faaliyeti de sürdürülebiliyorsa, reklamcılık anlayışını biraz daha yeni enstrümanlarla kombine ederek, sadece kendi kanalınız veya web siteniz değil, editoryal ticari içeriğin, yaygın sosyal medya ağlarında sponsorlu içerik olarak dağıtımını kapsayan bir karma reklam modeli ile iş yapabilirsiniz ki, bu gün için en değerli ve en verimli reklam modelinin bu olduğunu düşünmekteyim.

Biraz önce bahsettiğim reklam modelinden yeterli gelir elde edebilirseniz, bu gelirin bir kısmını aynı editoryal içeriklerde yapacağınız gibi, kendi yayınlarınızın daha fazla insana ulaştırılmasında da kullanabilir, böylelikle marka bilinirliği ve yayının yeterli etkiyi doğurması, diğer bir deyişle “ses getirmesi” gibi bazı bariyerleri de aşabilirsiniz.

Bana bu gün, herhangi bir TV kanalı sahibi gelip, “Yayınlarımı internet üzerine taşımayı, eski sistemi bırakmayı düşünüyorum” dese, tecrübelerime dayanarak önereceğim esaslı yöntem bu olacaktır. Bu yöntemin, en az önümüzdeki on yıl boyunca fevkalade etkili olacağını düşünüyorum.

Bu günlerde, televizyonlardan aşina olduğumuz bir çok program yapımcı ve konuşmacısının kendi kanalını açarak daha bağımsız bir yol izlemeye çalıştığına şahit oluyoruz. Bu durum böyle devam edecek ve önümüzdeki yıllarda televizyonlarda daha yoğun bir yaprak dökümüne yol açacaktır. Ben aynı olgu ve yönelişin, muhabirlerde de yaşanacağını ve belirli bir konuda uzmanlaşmış muhabirlerin kendi haberlerini kendi kanallarından servis edeceklerini düşünüyorum. Belki bu yöneliş, bu haberleri kullanacak olan yayın kuruluşları açısından farklı bir gider kalemi, muhabirler açısından da gelir kalemi oluşturabilir. Bunu zaman gösterecek.

Temalı kanallarda ise, daha da özelleşmiş, daha detaylı konuların ön plana çıkacağını düşünüyorum.

Tüketilebilecek içerik sayısı inanılmaz bir hızda arttığı için, “içerik derleme” işinin de önemli bir yayın alanı olabileceğini ön görüyorum. Bu içerik derleme işi belki makine öğrenmesi kullanılarak yazılımlara da yaptırılabilir. Hangi yöntemle olursa olsun, neredeyse kendisi bir “big data” haline gelen içerik başlıklarının içinden yapılacak derlemeler, medya tüketicisinin hoşuna gidecektir.

İçerik satışı yoluyla gelir elde edilmesi dünyada da yeni yeni oluşan bir alan. Bunun artarak devam edeceğini düşünüyorum. Youtube da ücretli kanal üyelikleri ile bu yolda bir adım atıyor. Netflix ve benzeri yayın ağları zaten başarılı hamleler yaptılar.

Medyanın eskiden beri, belirli siyasal, dini ve ticari gruplarca, salt yayıncılığın dışında amaçlarla finanse edildiğini biliyoruz. Bu durumun gelecekte de çok değişmeyeceğini düşünüyor ve fakat yeni gelir modelleri yoluyla tamamen bağımsız ve daha fazla özveriye dayanan yayıncıların da pazarda önemli bir pay sahibi olacağını umuyorum.

Ali Aksoy – 21.10.2019


Antalya TV’de haber, video, fotoğraf arayın

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages


Bir Yorum Yazın