Ruhçuluk – Ruhçu Öğreti Hakkında Bir Eleştiri – Ali Aksoy


Ruhçuluğun, ruhcu öğretinin insanlığın din ve kültür birikimini, insanlığın tarihsel gelişimini derinden etkilediğinde hiç kuşku yok.

Duazlim, insanın doğayı ve hayatı tanıma çabasında görüp öğrendiği ilk olgulardan birisi… Sıcak – Soğuk, Aydınlık – Karanlık, Acı – Tatlı, Küçük – Büyük, Güzel – Çirkin gibi zıtlıklar insan hayatında, zihninde ve doğada çeşitli formlarıyla daima gözlemlenebilir.

İşte bu gözlem, insanın diğer şeyleri de dualizm (ikicilik) etkisi altında anlama çabasına yol açtı. İnsan en nihayetinde kendini de dualizm bakış açısıyla tanımlama eğilimi gösterdi. İnsan dualizm açısından tanımlanırken, erkek – kadın, çocuk – yetişkin gibi ayrımlara, ruh ve beden ayrımı da eklendi.

Aslında, ruhun insan bilincinde ve terminolojisinde ortaya çıkışında en temel itkilerin başında, insanın bir türlü baş edemediği derin bir kaygı kaynağı olan “ölüm” gerçeği geliyor. İnsan, ölümü idrak ettiği andan itibaren daimi bir huzursuzluk içerisindedir. Ölümü, ölmeyi kabullememez. Hayatı daha uzun yaşamak ve mümkünse hiç ölmemek, sağlıklı ve zinde bir biçimde sonsuza kadar yaşamak ister. Ölümün bedeni yok edip geriye hiç bir şey bırakmadığı tecrübe ile sabit iken ve ölmeyi engelleyen, öteleyen herhangi bir şey de yokken, insan bu ölüm kaygısından nasıl kurtulabilir ?

İşte tam bu aşamada, ruhçu öğreti, insanı ruh ve beden olarak ikiye ayırdı ve ölümün sadece bedeni yok ettiğini, ruh denen bir şeyin, insan bedeni ölmüş ve tamamen yok olmuş olsa da yaşamaya devam ettiğini iddia etti.

Tabiki hiç bir somut kanıta dayanmayan bu uyduruk fikrin, insana kabul ettirilebilmesi için bir gerekçe ve kanıt ortaya konmalı idi. Ruhçu öğretinin sunacağı temel argümanın temeli kısaca ve kabaca şu şekildedir. Varlıkları canlı ve cansız (dualizm) olarak ikiye ayırır. Canlılarla cansız varlıklar arasında “görünen”, “tecrübe edilebilen” farkları sıralar ve tanımlar. Özetle; cansızlar, hareket etmez. Nefes almaz, devinmez. Bitkiler, hayvanlar, insanlar bu ortak özellikleri ile canlı, diğerleri ise cansızdır. Bunları yek diğerlerinden ayıran ve fakat kendi aralarında derece derece farklılık gösteren hareket etme, bilinç gibi kavramların arasına ruh denen bir kavram da ilave edildi.

Bir şey, bir bilinçle hareket ediyorsa bir ruhu vardır. Tabiat, diğer şeyleri evirip, çevirdiği, öldürdüğü, dirilttiği gibi, ruhu olan canlıları da evirip çevirebilir, öldürüp diriltebilir. Bir tohum, ölü iken toprağa atıldığında dirilir, yeni tohumlar üretir, sonra ölür ve ondan gelen ölü tohumlar aynı silsile ile tekrar dirilir.

İşte ölü olan tohumun içinde bir güç vardır ve o ölmeyen bir güçtür. Bu gücün, nefesi olan canlılardaki tezahürü ruhtur. Ruh, ölü tohumun içinde ölmeyen bir öz gibi nasıl görünmez olarak mevcutsa, insanda da böyle görünmeyen bir öz, bir ruh vardır. İnsan bedeni ölse de bu ruh ölmez ve varlığını sürdürür.

Şüphe yokki, bu ruhu gözlemleyebilen hiç kimse olmamasına rağmen, tamamen uydurma olan hikayelerin ötesinde, “ölümsüzlüğü” önermesi bakımından ruhçuluk insan bilincinde çok çabuk kabul görmüştür. Çünkü insanın en temel kaygısına bir derman, bir çözüm sunmakta, en azından kendini avutmasına olanak sağlamaktadır. Ölümün gerçekliğini öteleyen, örten, önemsizleştiren, unutturan her şey degerlendirmeye değerdir.

Ruhun öldükten sonra ne olduğu, nereye gittiği, daha sonraları işleyen bir kültürel evrimle gelişecek ve birbirinden farklı, çok zengin içeriklere sahip dinler, kabuller ortaya çıkacaktır. Bizim bu yazımızın konusu işin bu kısmı değil.

Esasen, işin temeline baktığınızda, ruhculuğun somut bir kanıta dayanmadığı, sadece bilgisiz bir gözlemin sonucunda oluşan bir çıkarım, bir varsayım olduğu ortadadır. Bilgisizdir çünkü, biyoloji, hücre, sindirim, sinir sistemi ve sair bilgilere vakıf olmayan insanların, tabiatta gördükleri ve ne idiği bilinemeyen şeyleri tali yollarla izah etmesi o koşullar altında beklenen bir tavır ve sonuçtur.

Sorun, bilgisiz gözlemin doğurduğu yanılgıda değil, daha sonra ortaya çıkan somut bilgi ve veriye rağmen bu zırvalıkların hala gerçek, kanıtlanabilir bir olgu gibi zihinlerimizde yer tutuyor olmasındadır.

Elbette, kadim inanışların tortuları zihnimizde bir uer tutacak ve kısmen de olsa, zihinlerde bir “ölümsüzlüğe” kavuşacaktır. Mesela en basitinden, ruh denen bir varlığa kesin olarak inanmasak dahi bunu dilimizden, sarf ettiğimiz kelimelerden arındırmamız mümkün değildir. İçin daraldıysa ” ruhum sıkıldı” dersin, bu senin ruha inandığından değil alışkanlıklarından kaynaklanır.

İnsan beyninin neredeyse her kıvrımının, her türlü enerji hareketinin, tüm kimyevi reaksiyonların neredeyse tam bir yetkinlikle bilinebiliyor olma yolunda ilerlediğimiz bu zamanlarda, maalesef bilgi, uydurmayı yenemiyor. İnsan anatomisi, insan beyni üzerinde araştırma yapan “hiçbir” bilim adamı, ruha dair “hiçbir” bilgiye, en küçük bir bilgi kırıntısına, bilim dışında açıklanması gereken hiç bir olguya rastlamamıştır.

Fakat tüm bu açık seçik vaziyete rağmen insanların “ruh diye bir şey yoktur” demesi dün olduğu gibi bu gün de çok zordur. Hatta, bu konu, bu gün dünden daha zordur. Çünkü dün, sadece ölüm kaygısını örten bu fikir, bu gün en yaygın dinlerin ana fikirlerinden biri olmuştur. Ruhun inkarı, neredeyse dinin inkarı ile eş anlamlıdır. Bu denle, ne gibi bir kanıt ileri sürerseniz sürün, dininden ayrılmak istemeyen bir bilincin ruha toz kondurması mümkün değildir. Nihayet insan, bilim adamını cahillikle ve bildiklerini yetersizlikle itham eder ama hiç bir somut kanıta dayanmayan kendi fikrini / inanışını savunmaya devam eder.

Sanırım, bilim karşısında gittikçe köşeye sıkışan ruhun, düşün dünyamızdan çıkması için önce dinlerin ruhtan arındırılması gerekiyor. Sosyoloji ve psikoloji, insanın bunu da kültürel bir evrimle zaman içinde başarabileceğini gösteriyor. Muhtemelen bir kısım “okumuş” dindarlar önce dini terminolojinin yanlış anlaşıldığını, ruhsuz bir dini inanışın da pekala mümķün olduğunu iddia eder ve adım adım ruhtan kurtulmaya çalışılır.

Umarım bilgisiz bir gözleme dayanan bu uydurma, yerini kanıtlı bir bilince bırakır.

Ali Aksoy, 23 Ağustos 2020


Ali Aksoy Kimdir ?

Ali Aksoy Patreon Sayfası



Değerli dostlar, Daha hızlı bir şekilde eser üretebilmek için, bir Patreon sayfası açtım. Destek almadan ol(a)mayacak bu iş... Bestelerim, şiirlerim, yazılarım, nerede neyi yapıyorum, hangi eser üzerinde çalışıyorum, yazdıklarımın arka planı, hikayesi, Grup Orhun'da yapıp ettiklerimiz, konser kayıtları, sahne arkası, stüdyo içi, bireysel çalıp söylemeler, sorular ve cevaplar ve sair bundan sonrasına dair her ne var ise paylaşımlarımın çoğunu burada yapacağım. Beklerim efendim... (Ali Aksoy)

https://www.patreon.com/aliaksoy