Continued from:

Bir insanın, tepeden tırnağa saçını, başını, boyunu, posunu, görünür görünmez hastalıklarını dahi belirleyen bir süreç, nasıl olur da o canlının karakterini, eğilimlerini belirlemez ! Bu, nasıl bir körlük, bu ne menem bir inkardır !

Bu sadece bilimsel bir gerçeğin değil, binlerce yıllık deneyime dayalı atalar bilgisinin de “bile bile” inkarıdır.

Aslında burada temel mesele, bunu bilip bilmeme değildir. Temel mesele, bu acı gerçeği kabullenememe, “özgür olduğumuza dair” mutluluk verici duygu ve sanıyı koruma, kurtarma çabasıdır. Bir önceki yazıda aynı çabanın filozofları, bilim insanlarını ne hale soktuğuna, örnekler vererek değinmiştik.

Sana başkalık, benzemezlik, biriciklik verdiğini düşündüğün karakterini aslında senin inşa etmediğini, bunun atalarından gelen ve senin hiç bir şekilde seçmediğin bir genetik yığının eseri olduğunu bilmek ve kabullenmek elbette kolay bir şey değildir. Çünkü bunu bildiğinde artık sen, eski sen değilsindir. Bir bakteri veya bir kuş veya bir kedi ile benzer bir kaderin kurbanı olduğunun ayırdına varmışsındır. Üstüne çakılmış ve asla değiştirilemez bir “künye”dir bu ! Ne bir başarın vardır bu künyeyi almak için ne de bir suçun. Annenle babanın çiftleşmesi sürecinde olup biten kimyasal ve biyolojik aktivitelerin ortaya çıkardığı bir genetik solüsyonun, steril bir ortamda, başarı ile gelişmiş hücrelerinden ortaya çıkan, temel yazılımı DNA olan bir canlısındır. Bu yönüyle aynı kaderi paylaştığın yeryüzündeki diğer tüm canlılar gibi…

Mevzuyu özellikle ajite ediyorum ki, özgür iradeyi kurtarma çabasının neden kaynaklandığı ve bu sırada neyden kaçınıldığı iyice anlaşılsın.

Yazı devam ediyor…