Continued from:

Hangi genin hangi karakter özelliğini, atalarımızın deyişiyle hangi huyu belirlediğini tam bir yetkinlikle ortaya çıkarsak dahi, özgür irademizin var olduğuna inancımızdan kolay kolay vazgeçemeyiz.

Çünkü, özgür irade illüzyonu dediğimiz ve hepimizin tüm davranışlarını kuşatan bu eğilim de ironik bir biçimde genetiktir. Gözlerinin renginin siyah, omuzlarının geniş olmasına hükmeden evrimsel genetik süreç, senin kararlarını şimdi ve özgürce verdiğini hissetmeni de emretmiş, gerektirmiştir.

Bu serinin ilk yazısında bu husustaki ön görümü kısaca ifade etmiştim. Eğer, evrimde bu genetik kombinasyon artık değer olarak hayatta kalmış, bu günlere süzülüp gelmiş ise, muhtemeldir ki, evrimin hangi aşamasında olursa olsun, bu “sanıya” yani özgür irade illüzyonuna sahip olmayan bireyler de var olmuş ve fakat bu özellik onlara hayatta kalıp genlerini aktarma yönünde bir avantaj sağlamamıştır. Başka bir yazı dizisinde detaylıca değineceğim üzere, evrimin ahlaki ve etik değer kaygıları yoktur. Evrim, fevkalade katı bir biçimde, yöntemi her ne olursa olsun, canlıların hayatta kalmalarına ve üreyerek genlerini bir sonraki nesle aktarmalarına bakar. Belki de, özgür irade yanılsamasını değerli kılan en önemli şey, işte bu; canlıyı, birey yapma ve hayatta tutma özelliğidir. Bu konuya ve özgür iradenin yokluğu halinde hayata dair görüşlerimizin nasıl şekillenebileceğine yazı dizisinin sonunda etraflıca değineceğim.

Şimdi artık temel etkilere bir özet olarak değindiğimize göre, işin başından beri konuyla fevkalade ilgili olduklarını söylediğim ruhçu öğretiler ve/veya dinlerin ve özellikle de Kuran’ın bu meseleye bakışına çok derinlemesine olmasa da keskin ve sarsıcı bir bakış açısıyla değinebiliriz.

Özgür irade var mıdır yazı serimizin bir sonraki başlığı; “Ödül ve ceza için özgürlük” olacak.

Ali Aksoy – 25.10.2019