Zira kabaca bir ifade ile takvim; zamanın, değişmeyen bazı gökbilim olgularına göre, düzenli
ve mantıklı bir şekilde sıralanması demektir. Bu düzenlemede dayanılan başlıca veriler
güneşin ve ayın hareketleridir.
Türklerin kullandığı takvim, güneş yılını esas alır. Her bir adı bir hayvan adından alınan 12
yıllık bir zaman dilimini içerir. Bu takvimde yılların adı şöyledir; Sıçkan (fare), Ud (sığır,
öküz), pars, tabışkan (tavşan), lu (ejder), yılan, yunt (at), koy (koyun), biçin (maymun),
togaku (tavuk), it (köpek), tonguz (domuz)’dur. Bir yılda 12 ay vardır. Aylar da birinç ay
(birinci ay), ikinç ay (ikinci ay) vb. adlar ile sıralanmışlardır. İlk aya “aram ay”, son aya da
“çaksabut” denmiştir. Bir gün 12 kısım, sayılmış ve her kısma çağ denmiştir. Yıl 365 gün, 5
küsur saat olarak hesaplanmıştır. Günün başlangıcı gece yarısıdır.
Türklerin düşünce alanında da söz sahibi olan önemli düşünürleri tarihe yön vermişlerdir.
Seyhun Irmağı boyunda bulunan Farab şehrinde doğduğu için Farablı anlamında Farabi adıyla
anılan Ebu-n Nasr Muhammed, Yunan felsefesini çok iyi yorumladığından ve geliştirdiğinden
kendisine “muallimi sani” adı verilmiştir. Farabi, Aristotales’in fikirlerini çok iyi açıklamıştır.
Farabi, metafizik, fizik, astronomi, mantık, psikoloji, siyaset vb. alanlarda 160 kadar esere
imza atmıştır. Hatta, daha o asırda eserlerinden bir çoğu Lâtinciye çevrilmiş, yüksek dereceli
okullarda ders kitabı olarak okutulmuştur.
Diğer büyük bir Türk devlet adamı, alim, filozof ve tabibi de İbn-i Sina’dır. Farabi’nin
öğrencisi olan İbn-i Sina, Türk-İslâm ortak kültür çevresinde yetişmiş, ilk feyzini Farabi’nin
kitaplarından almıştır. İbn-i Sina; tıp, mantık, fizik, tabiiyat, ahlak, din felsefesi vb. sahalarda
220 civarında eser kaleme almıştır. Eserlerinden birçoğu latinceye çevrilerek üniversitelerde
ders kitabı olarak okutulmuştur. İbn-i Sina Hemedan Rasathanesi’nde çalışmıştır.
El-Biruni de Dünyanın bir yılda Güneş’in etrafında döndüğünü söylemiş, Gazne ile
İskenderiye arasının enlem ve boylamını tespit etmeye çalışmıştır. Özgül ağırlık konusunda
da çok önemli sonuçlara ulaşmış, icat ettiği bir piknometre sayesinde 16 madenin özgül
ağırlığını geçeğine çok yakın bir şekilde hesaplamayı başarmıştır. Türk-İslâm çağında
coğrafya da bir bilim haline getirilmiştir. El-Biruni’nin Hindistan, Afganistan ve Harezm’deki
coğrafi tespitlerini kaleme aldığı “Tehdid-ül Emakin” adlı eseri coğrafya konusunda yazılmış
ilk ve en önemli eserlerdendir.
Cebir, Türk İslâm tarihinde büyük yer tutan önemli bir bilim dalıdır. Bilime adını veren cebir
kelimesi, eski Mezopotamya matematiğinden Arapça’ya geçen bir sözcüktür.













