Continued from:

Kayıtlarda -sekiz sayfalık parşömen- tarih, görevdeki Tapınakçı’nın ismi, yatırılan miktarın yanı sıra, kim tarafından, hangi hesaba yatırıldığı ve paranın nereden geldiği belirtilmiştir. Her günün sonunda, toplanan paralar saklanmak üzere sağlam odalara götürülürler.

Bu süreçte Paris Tapınağı’nda aktif 60 hesap vardı ve hesap sahipleri arasında saraylılar, din adamları, önemli soylular ve Tapınak çalışanları bulunuyordu. Noel yortusunda, Paskalya yortusunda, Ascension’da ve ayrıca Birlik için özel önemi olan Vaftizci Yahya gibi aziz yortu günlerinde çalışılmazdı.

Bu tarihlerin dışında, Tapınak temelde müşterilerin ihtiyacına bağlı olarak iş yapardı.

Papalık da finansal ihtiyaçları için Tapınakçılar’a güvenir hale gelmişti. Tapınakçılar 1163 gibi erken bir tarihte bile Papa III. Alexander’in (1159-1181) bankacılığını yapıyorlardı.

Aynı zamanda II. Philippe’in başında olduğu Capet hanedanının finansal işleriyle de ilgileniyorlardı.

Birlik öte yandan Papa III. İnnocentius Dördüncü Haçlı Seferi (1202-1204) sırasında sefer harcamalarını yeniden düzenlemek istediğinde de kullanıldı.

Tapınağın finansal hizmetleri kredi sağlamakla ve saraylılar ya da soylularla sınırlı değildi.

Haçlılar ve hacılar birkaç yıl boyunca Avrupa’dan uzaklaştıklarında Tapınakçılar onların değerli belgelerini ve vasiyetleri ile mallarını da kabul ederlerdi.

Tarikatın Zayıflayışı

Haçlı Savaşları’nın başlamasından yaklaşık bir yüzyıl sonra savaşın gidişatı Hıristiyanlar için değişmeye başladı.

Müslümanlar Selahattin Eyyubi gibi komutanların kumandasında Haçlılar karşısında zaferler kazanmaya başladılar. Selahaddin Kudüs’ü, 1187 yılında, özellikle Hittin Savaşı’ndan sonra güçleri kırılan Hristiyanlardan geri aldı.

Kudüs’ün kaybıyla tarikat karargâhını kuzeydeki Akka’ya taşımak zorunda kaldı. Hristiyanlar 1229 yılında Kudüs’ü geri aldılarsa da 1244 yılında şehri bu kez Memlükler aldı.

Akka’ya taşıdıkları karargâhlarını da 1291 yılında kaybeden tarikat, merkezini Kıbrıs’taki Limasol’a taşımak zorunda kaldı. Bundan sonra askerî açıdan zayıflayan tarikata gelen yardımlar da azaldı.

Her ne kadar güçlerini kaybetmiş olsalar da iki yüz yıllık bir yapılanma sonunda tarikat Avrupa’da gündelik yaşamın bir parçası olmuştu ve Papalık fermanı sayesinde monarşiler karşısındaki özerklik de tansiyonu yükseltiyordu.

Bir ölçüde zayıflamış olmakla beraber hâlâ ordularının bulunması ve Töton Şövalyelerinin Prusya’da, Hospitalier Şövalyelerinin Rodos’ta yaptığı gibi kendilerine ait bir yönetim oluşturma amaçları sonlarını hazırladı.

On dokuzuncu yüzyılın tanınmış Katolik teologlarından ve tarihçilerinden biri olan Ignaz Dollinger’e bir defasında tarihin en kötü gününün hangisi olduğu sorulmuştu. Cevap vermekte gecikmedi: O gün, Tapınakçılar’ın Fransa’da tutuklandıkları 13 Ekim 1307 Cuma günü idi. O dönemde, tutuklamalar emsalsiz boyutlardaki bir suç olarak görülmüştü. Dante IV. Philippe’i Pontius Pilate ile kıyaslamış ve Purgatoria’da onu açgözlülükle suçlamıştı.

Ardından Tapınakçılar’ı çevreleyen söylenceler hızla gerçekleşmeye başlamıştı: Papa Clemens, Jacques de Molay’ın onu bir yıl içinde Tanrı huzurunda buluşmaya çağırmasından bir ay sonra öldü, IV. Philippe 29 Kasım 1314’te bir av kazasında öldü. Tüm bu ölümler Jacques de Molay’ın lâneti olarak görüldü.

(Vikipedi) https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Tap%C4%B1nak_%C5%9E%C3%B6valyeleri