Hatta dünyanın kendisi dahi, henüz Anunnakilerin dahi olmadığı çok eski zamanlarda, Nibiru isimli bu gezegenin, şu anda Dünyanın bulunduğu yörüngeden güneşe çok daha uzak bir mesafede (şimdiki astroid kuşağında) bulunan Tiamat isimli daha büyük bir su gezegenine çarpması ve onu ikiye ayırması ile oluşmuş, parçalardan biri Güneşe yaklaşarak Dünya gezegenini, Nibiru’nun yörüngesinde kalan kısım ise Nibiru tarafından sürekli çarpılarak şimdiki astroid kuşağını oluşturmuştur.
Milyarca yıl evvel Nibiru’nun güneş sistemine bu ilk uğrayışı sayesinde, o zamana değin fevkalade kararsız olan gezegen sistemi, Nibiru’nun çekim – itim etkileri veya az önce dile getirdiğimiz çarpma gibi faaliyetleri sonucunda yeni bir düzen almış ve kararlı hale gelmiştir. İddiaya göre Anunnakiler, bu olayın şahidi olmamışlar, bu olaydan çok sonra evrimleşmişler ve kendi gezegenlerinin tarihini araştırarak bu bilgilere erişmişlerdir. Çarpma sırasında canlılık bir şekilde Nibiru’dan Tiamat’ın kopan parçası Dünya’ya bulaşmış ve dünyadaki yaşam da bu şekilde başlamıştır. Her iki gezegende, aynı genetik nüveden başlayan evrim, Niburu’da anunnakileri ve orada olan bilemediğimiz başka canlıları, dünyada ise İnsan öncesi tüm canlılığı ortaya çıkarmıştır.
Altın tozunu kullanarak gezegenlerinin atmosferini onarabileceklerine inanan Anunnakiler, dünyaya altın arayışı ile gelmiş, bu sırada Niburu’da kral olan baş tanrı / gök tanrı Anu, iki oğlu ve bir kızını dünyadaki bu faaliyette amir kılmıştır.
Yazı devam ediyor…



















