Çıldırma Noktası

Biz insanlar için “yukarısı” daima pozitif olmuştur. Yukarısı demek gök, güneş, ışık ve sonsuzluğa uzanan uzay demek… Galip gelenler yukarıda durur. Aşağısını sevmeyiz. O ölümdür, yer altıdır, karanlıktır, yılanların, çıyanların yuvasıdır. Mağlup olanlar aşağıda durur. Zihnimiz evrim hikayemizin ve atalarımızın deneyimlerinin kalıtsal dogma ve dürtüleri ile örtülü. Bunlarla çalışıyor.

Nedensellik…

Zihnimizin evirildiği büyük bir kuşatıcı kap…

Çıldırma noktasına varmak için daha önce hiç sormadığın veya en az söylediğin şeylere yönelmelisin. Kuşatıcı nedenselliğin dışına…

Yukarısı… Tanrının katı… Hayvanlar bizden aşağıda… Dinlerin bu düşünceyi, bu paradigmayı perçinlediği ne kadar doğruysa, bizim zaten buna hazır olduğumuz da o kadar doğru. Aklımızı sevdik. Bizi özgürleştirdiğini, bizi biz yaptığını düşündük. Peki ya bizi özgürleştirdiğini düşündüğümüz şey aslında bizim gerçek zindanımızsa ?

Nedensellik… Her şeyi başlatan, tetikleyen ve ortaya çıkaran şey… Ne garip ki, sadece rüyalarımızda nedensellikten uzaklaşabiliriz. Neokorteks’te ön lob devre dışı kaldığında nedenler yok olur. Korkularımızla, arzularımızda, içimizdeki bir başka “ben” ile yüzleşiriz. Nedensiz…

Bize nedenselliği öğreten ve davranışlarımızı, beklentilerimizi bu doğrultuda şekillendiren şey beynimizin kendisi. Bizi biz yaptığını düşündüğümüz şey…

Bazen, bizden “aşağıda” gördüğümüz ve bizimkisi gibi çalışan bir Neokortekse sahip olmayan canlıların bize kıkır kıkır gülüp gülmediğini merak ediyorum. Hangimiz daha özgürüz ? Hangimiz kuşatılmışız ?

Nedensellik öyle işlemiş ki zihnimize, Tanrı düşüncesini onsuz tasavvur edemeyiz. “Bizim varoluş sebebimiz Tanrı değil, Tanrı’nın var oluş sebebi biziz” diyen birini duydunuz mu hiç ? Tabi ki, varsayımsal bir Tanrı’dan bahsetmiyorum. Bu sıra dışı cümlede bile bir nedensellik var. “Tanrı’nın sebebi olmak…” İşte zindan bu… Nedensellik. Doğru bildiklerimizin tam zıddını düşünmek istesek, doğru olduğuna inandığımız her şeyden arınmak istesek bile bunu nedenselliğin dışında tasavvur edemiyor, nedensellikten arınamıyoruz. İşte zindan diye tarif etmeye çalıştığım şey bu. Zihinlerimiz nedenselliğe uyumlu olarak evirildi. Nedenselliğin dışını düşünmek bir mekanın olmayan dışını düşünmek gibi.

Dış dünyayı zihnimizde yarattığımızı ve şekillendirdiğimizi düşünsek bile, bu şekillendirmenin yapıldığı beynimizin “işletim sistemi” nedensellik üzerine kurulu.

Varsayımsal bir nedensizliği bile bir nedene dayanarak tasavvur edebiliriz. Şeylerin sebepsiz var oluşu teması sadece düşlerimizi süsleyebilir. Kaldı ki, bilim insanları bunun dahi bazı sebeplerinin olduğunu düşünüyor, Freud gibi…

Akıllanmak ve başka canlılarda olmayan bir Neokortekse sahip olmak ödül mü, ceza mı ? Diğer bir deyişle, zannımıza göre yukarıya, Tanrı’ya doğru yükselmek… Ödül mü, ceza mı ?

İçimizde; var oluşa dair ardı arkası kesilmeyen soruları sorduran şey, bizim asıl problemimiz olabilir mi ? Soru aslında cevabın kendisi olabilir mi ?

Bakın… “Cevap” kavramı dahi nedensellik çıktısıdır. Çünkü cevap nedeni, şeyler arasında nedenselliğe dayanan ilişkiyi açıklar…

Kuantum, nedensizlik değil, belirlenemez sonuçluluktur. Öngörülemez olsa da, her sonucun bir nedeni vardır. Fırlatılmamış parçacığın fonksiyonu olmaz. Herhangi bir olasılık veya olasılık kümesi için bile önce bir oldurucuya ihtiyacın var. Ölçmek veya ölçmemek “sonuç olarak” bir “sonuç” doğurur.

Şu halde (yani bir sonuç); var oluşa dair tasavvurlarımız nedenselliğin dışını, nedenselliğin dışında bir yöntemle tasavvur edemiyor.

Bütün seçenekleri yoklayamadan, bulduğun cevabın doğru olduğundan nasıl emin olabilirsin ?

Gidemediğin yerler varken, kendine kaşif diyebilir misin ? Nedensellik kodları ile çalışan bir yazılımın içinden, “nedensizliğin” olamayacağını kanıtlayabilir misin ? İki boyutlu bir düzleme hapsedilmiş bir resimdeki sen, sana elini uzatabilir mi ?

Mavi ekranla tanışmak ve çıldırma noktasına varmak için kuşatıcının kıyısına varman gerekir. Bunun dışına çıkmak için “bir sebebin” var mı ? Velev ki çıktın, bulduğun şeye, o aradığın şeyi hatırlayıp, “Neden ?” diye sorabilir misin ?

Bence sorabilirsin…

“Çünkü”(!); orada “Neden ?” diye soru sormak için dayanacak bir “nedene” ihtiyacın yoktur !

“Artık”(!); cevap olarak sonsuz sessizliği dinleyebilirsin…

Şimdi sadece düşünmeye çalış…

Büyük bir aldanışla adım attığın bu yerde neler olabilir ?

Bütün tasavvurların şu cümle ile başlamak zorunda: “Eğer nedensellik yok İSE…”

Ne kadar komik değil mi ?

Ve…

Ne kadar acı…

Ali Aksoy – 31.12.2021