Evrende bir hiç olduğumuzu anlamak – Ali Aksoy


İnsanlığın mevcut durumu itibariyle ne olduğumuzu anlamak kadar ne olmadığımızı da anlamamız gerekiyor. Ne idiğimize dair bütüncül ve kararlı bilgiye, her iki uçtan yaklaşırsak hem daha hızlı mesafe alabiliriz hem de, ne olmadığımıza dair öğreneceğimiz şeylerle, bu konularda bir takım zannlara dayanarak yapıp ettiğimiz bazı aptalca şeyleri acilen terk etmemiz kolaylaşabilir.

Gökyüzünün bir televizyon gibi izlendiği, oralardaki acayip acayip nesnelerin Tanrılaştırıldığı zamandan bu yana, diğer canlılara nazaran farklı olduğumuz şeylere (ne olduğumuza) bakıp, kendimizi evrenin merkezine yerlestirdik. Evren dediysem, görebildiğin dağlar, denizler ve gök manzarasından ibaret küçük bir yerdi evren. İşte bu sahte evrenin en kudretli varlığı idik.

O vakitler bilim, teknoloji ve sanayi olmadığı, insan nüfusu da şimdiki kadar yoğun olmadığı için insanın bu kibirli bakışı doğaya çok zarar vermiyordu.

İnsanın kendisinde görüp beğendiği göreceli kudret, dinler eliyle pekiştirildi. Düşünüşten ziyade inanışa göre, insan eşref-i mahlukattı ve evren denen o küçük yaşam alanında evren dahil her şey Tanrı tarafından insanlar için var edilmişti.

Eğer o insanlar da, bizim bu gün erişebildiğimiz ve sadece “astronomik” sıfatı ile vasıflandırıp geçtiğimiz rakamlara vakıf olsalardı, o kibirde ısrar edebilirler miydi ?

Evreni tanıdıkça küçülüyoruz. Dünya yüzeyinin, eski insanların “yeryüzü” tasavvurundan çok daha büyük olduğunu öğrendik. Hatta öyle çaresiziz ki, daha hala dünyanın içinde, okyanusların altında keşfedemediğimiz bir çok yer var.

Dikkat ederseniz, “bilemediğimiz çok şey” değil, keşfedemediğimiz çok yer var diyorum. Çünkü keşif için yapmanız gereken sadece keşfedeceğiniz yere gitmenizdir. Ve gidemiyoruz…

Sonra daha tümünü keşfedemediğimiz bu dünyanın, güneş ve güneş sistemi içinde pek küçük bir yer olduğunu öğrendik. Güneş, dünyaya göre kocaman büyüklükte bir yıldız idi.

Sonra güneşimizin de samanyolu diye bir galaksinin içinde olduğunu öğrendik. Bir ucundan diğer ucuna mesafesi yüz bin ışık yılı. Bu büyüklüğün kafada canlandırılabilmesi için, izlediğim bir belgeselde bir bilim kadını şöyle bir örnek vermişti: Amerika’da evinozde oturduğunuzu ve elinize bir kitap aldığınızı farz edin. Kitapta kendinize bir “i” harfi bulun. O “i” harfinin noktası güneş olsun. Samanyolunun o “i” harfinin noktası kadar olan güneşe gore büyüklüğü Amerika kıtasının bir ucundan öbür ucuna kadar olan mesafesi gibidir.

Sonra, bu devasa büyüklükteki samanyolu gibi yüzmilyarlarca daha galaksiler olduğunu ögrendik. Bize en yakın galaksi olan Andromeda galaksisi bizden 2,2 milyon yıl uzaklıkta. Yani biraz önce güneşi bir “i” harfi ile temsil ettiğimiz örnekteki Amerika kıtasının uzunluğu gibi diyerek kıyasladığımız samanyolu galaksisinin çapının 22 katı kadar daha uzaklıkta.

Mevcut teknolojimiz ile tespit edebildiğimiz ve bize en uzaktaki galaksi ise, sadece (!) 13,4 milyar ışık yılı uzaklıkta. Tespitlere göre, fevkalade hızlı bir biçimde de uzaklaşmaya devam ediyor. 13,4 milyar ışık yılı, samanyolu galaksisinin çapının 134 bin katı yapıyor. Güneş ve dünya arasındaki mesafeyi baz alırsak, bu mesafenin 800 trilyon katından fazla bir uzaklık…

Henüz ucu bucağı hakkında kesin bir bilgiye erişemediğimiz bu evrende yüzmilyarlarca galaksi olduğunu söylemiştik. Bizim galaksimizde 100 milyarın üzerinde yıldız olduğu tahmin ediliyor. Diğer galaksileri de ortalama olarak bizimkisi kadar kabul etseniz 100 milyar x 100 milyar adet yıldıza tekabül eder. Bu yıldızların etrafındaki gezegenleri varın siz hesap edin…

Şimdi biz, hala tüm bu evrenin bizim için yaratıldığına, tahminen 13 – 14 milyar yıldır da boş yere durup, bizim varlık sahnesine çıkmamızı beklediğine inanıyoruz.

Dünya bu evren içinde, hiç kelimesi ile bile ifade etmenin evrenin büyüklüğüne hakaret sayılacağı kadar küçük.

Ya dünyanın içindekiler ?

Hesaplaması kolay olsun diye bir insanın ortalama ömrünü 100 yıl kabul edelim. Dünya 4,5 milyar yaşında. Dünyada canlılik 3 milyar yıl önce başlamış. Kendi yaşınızla kıyaslamak ne kadar komik duruyor değil mi…

Bu gün okuduğum bir haberde, dinazorların bir afetle yok olduğu bilgisinin üzerine, yine başka bir afetin sonucunda ortaya çıktığı bilgisine yer veriliyor ve dinazorların yeryüzünde 200 milyon yıl yaşadıkları anlatılıyordu. Bir insan ömrünü 100 yıl kabul etsek, 2 milyon nesil yapar. “Kimlerdensiniz ?” diye soran birine ciddi ciddi cevap vermek isteseniz, babam, babamın babası diye başlayacağınız şecerede iki milyon kişiyi saymanız gerekir. 200 milyon yıl dinazorların yeryüzünde besin zincirinin tepesinde yasadığı dönem.

İnsanda ise, primatlarla ortak atadan ayrılması 7 milyon yıl. Bu gün bildiğimiz Homo Sapiens türü insan ise yaklaşık 200 bin yıldır var. Bu rakamlara bakılırsa, dinazorlar insanlara göre bin kat daha fazla yaşamışlar.

Evrenin yaşını 14 milyar yıl kabul etsek, bu miktar Homo Sapiens’in yaşından 70 bin kez daha büyük.

Bilim adamları bu evrenin yaşı ve insanlığın yaşı meselesinin daha iyi anlaşılması için genelde şu örneği verirler. Evrenin yaşını 1 gün gibi bir zaman dilimine indirgerler. Biz de öyle yapalım. Bir günde 86.400 saniye var. Evrenin yaşı Homo Sapiensin yaşının 70 bin katı demiştik. Bu hesaba göre evrenin yaşı 1 gün ise, insanlığın yaşı 1,2 saniye yapıyor. Yani bir günün bitimindeki son 1,2 saniye. Gün bitiminde buluşalım dediğiniz bir arkadaşınızın gece saat; 23:59 ve 58. saniyede “yettim gayri” demesi gibi bir şey….

Zaman ve canlı çeşitliliği gibi açılardan baktığınızda da insan bu rakamların içinde biraz hiç mesabesinde.

Ama biz ısrarla, her şeyin üstünde olduğumuzu zannediyoruz. Bu zannımızın neye benzediğini son olarak şu örnekle kıyaslayalım:

İnsan vücudunda yaklaşık olarak 100 trilyon kadar hücre bulunduğu tahmin ediliyor. Her bir hücrenin içinde de yaklaşık 200 trilyon tane atom bulunduğu düşunülüyor. Çarpmaya gerek bile yok.

Şimdi şunu düşünün, bir insanın içindeki 100 trilyon hücreden birisinde bulunan 200 trilyon adet atomdan birinin içindeki bir adet elektron diyor ki;

“Ya, içinde bulunduğum şu insan varya, onun bütün vücudu aslında sadece benim için yaratıldı”

!!!

Ali Aksoy – 18 Eylül 2020


Ali Aksoy Kimdir ?

Ali Aksoy Patreon Sayfası



Değerli dostlar, Daha hızlı bir şekilde eser üretebilmek için, bir Patreon sayfası açtım. Destek almadan ol(a)mayacak bu iş... Bestelerim, şiirlerim, yazılarım, nerede neyi yapıyorum, hangi eser üzerinde çalışıyorum, yazdıklarımın arka planı, hikayesi, Grup Orhun'da yapıp ettiklerimiz, konser kayıtları, sahne arkası, stüdyo içi, bireysel çalıp söylemeler, sorular ve cevaplar ve sair bundan sonrasına dair her ne var ise paylaşımlarımın çoğunu burada yapacağım. Beklerim efendim... (Ali Aksoy)

https://www.patreon.com/aliaksoy